DÖRT KAŞIKLA TABANDAN OYNARIZ

  • Yazının Tarihi: 25 Eylül 2017
  • Yazar: Zekiye Doğan
  • Bu yazı 101 kez okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
DÖRT KAŞIKLA TABANDAN OYNARIZ
Sevgili okurlarım merhaba, söze gelince: “Çözümden yanayız.” diyoruz. Sosyal medyada görsel ve yazılı basında sokaklarda en ufak bir yanlışta ortalığı velveleye veriyoruz. Yöremden bir hemşerimle sohbetimizde: “Meseleyi herhangi bir olaya bağlama alışkanlığımız kişisel siyaset yapma sevdamız bizi götüreceği yere kadar götürdü, toplumun hali ortada. Maalesef toplum cinnet geçiriyor. İnsan siyasetin yönetimin toplumun ailesinin akrabalarının çevrenin mağduru oluyor, çözüm için öneriler üretilmesinden yanayım, ama bu konuda mağdur olanlardanım.” Dedi.
Hemşerim Emirdağ ilçemizde arka arkaya gelen intihar vakalarından epeyce etkilenmiş olsa gerek sarf ettiği sözler bulunduğu ilçeyle alakalıydı. Bu dehşet duruma çok üzülüyordu. “Sevgili hemşerim Antalya yada başka il ilçe farklı mı sanıyorsun? Eğer bu vatanda aynı bayrak altında yaşıyorsak yanlışlar hepimizin yanlışları doğrular hepimizin doğrularıdır. Yanlışlarımızı düzeltmek adına hep beraber din dil ırk renk ve mezhep gözetmeden tabandan başlamak zorundayız. Değilse dört kaşıkla tabandan oynarız.” Dedim.
Politika yapmayı sevmesem de politika okumuş olmasam da sevgili hemşerim konuyu BMM’ye verilecek olan önergeye getirmişti ve: “Kadıncağız kucağında bir çocukla ağlıyor. Kocasının affedilmesini istiyor. Kaderi geçmişi değiştirmek zor dolayısıyla devlet affetmesi gerekiyor. Böylece yaşadığımız coğrafyada en azından üç bin annenin yüzü gülmüş olacak çocuklarda babalarına kavuşacak. Verilen önergeye karşı çıkarak ayrımcılık yapmıyor musun?” Dedi.
Babam 1968’de Hollanda’ya gitmişti. Devlete ağlamayıp köyümüzde çocukları için taşlı topraklardan tırnaklarıyla ekmeğini çıkartan el aleme el açıp muhtaç olmayan elleri nasırlı güzel anamı hatırladım. Hemşerime: “Bu ülkenin başına ne geldiyse kadercilikten geldi. Fay hatlarının üzerine gökdelenler dikelim kaderimiz diyelim. Çocukluğunu yaşamamış kız ve erkek çocuklarını evlendirip kaderimiz diyelim. El alem için tecavüzcülerle kızımızı evlendirelim kaderimiz diyelim. Seçilmiş vekillerimiz BMM’de terörü desteklesin kaderimiz diyelim. Emek vermeden çalışıp çabalamadan Allah’a el açalım sokaklarda insanlara el açalım kaderimiz diyelim. Söyler misin kader bu ve buna benzer bir sürü olayın neresindedir?” Dedim.
Yöremdeki gerçekleri bilen verdiğim cevaplardansa pek fazla hoşnut olmayan hemşerim: “Sosyolojik anlamda yapılan bütün araştırmaların kaynağında tek bir soru var. Bu ilçe neden bu kadar göç veriyor? Sizin ailenizde Avrupa’ya göç edenlerden aslında sorunun cevabı çok kolay ilçemizde yaşayan fakat bir türlü doymak bilmeyenler başkalarına yaşama hakkı tanımıyorlar. Kursakları tıka basa doysun, ama başkalarına ne olursa olsun diyorlar. Bu ilçede aileniz ve de diğer insanların göç hikayesi bundan ibarettir.” Dedi.  
Hikaye o kadar basit değildi. İlçemden göç eden Gurbet Kuşları yani atalarım ve atalarım gibi altmışlı yıllarda Avrupa’ya misafir işçi olarak gidenler vatanlarını hiçbir zaman unutmamışlardı. Çocuklarının da unutmaması adına birikimlerini illerine ilçelerine köylerine yatırım yapmışlardı. Atalarımın yaptırdığı evlere ahırlara bağlara bahçelere şimdi baykuşlar tünüyor. Okumuş hemşerilerim okumamış olan birikimlerini dağa taşa heba eden büyüklerimize zamanında neden ve niçin önderlik yapmamışlardı?
Masa başında üniversite diplomasıyla lugatı güçlü kalemi güçlü konuşmakta yazmakta başarılı olsalar da sokakta gerçek hayatta mücadele farklıydı. Çocuk yaştaki kız ve erkek çocuklarımızın akabinde gelecek sorunlarını bir an olsun düşünmeden illerden ilçelerden köylerden kurtulsun Avrupa vatandaşı olsun düşüncesiyle aslanların kaplanların yuvasına bırakmadılar mı?
“Anadolu Aslanları” unvanı almış olan atalarımızın evlatları torunları illerine ilçelerine köylerine ve diğer illerimize dönerek yapmış oldukları birikimlerini Ana-vatanlarında harcamıyorlar mı?
Göç eden o ailelerin çocuklarının kursakları değil de yürekleri vatan özlemiyle dolu. O yavruların yüreği vatan hasretiyle yanıp tutuşuyor. Hemşerilerim merak etmesinler söz konusu Vatan Bayrak Devlet Millet olunca devletimizin onlara ihtiyacı olduğunda onlar ihtiyatı tamamlar!..
Sevgi ve saygılarımla Zekiye Doğan

Not: “Tabandan” Afyonkarahisar Emirdağ ilçemizde dört kaşıkla oynadıkları yöresel bir oyundur.
09 Eylül 2017 

Bir Yorum Yazın