
Yurttaş Kanefilmi hakkındaki incelememi siz değerli okurlara sunmadan önce filmin tekniği ve önemi açısından bilgilerine başvurduğum Prof.Dr. Serdar Öztürk’ü kaynak olarak göstermek ve filmin teknik donanımı hakkındaki değerli yaklaşımlarını, filmi birkaç kez izleyen birisi olarakkendi bakış açımla ve duygularımla harmanlayarak aktardığımı belirtmek isterim. (her şeyden önce emeğe saygı)
Filmin senaryosunu OrsonWelles, Herman J. Mankiewicz ve JhonHouseman birlikte yazmıştır. Görüntü yönetmenliğini ise adı, fotoğrafçılıktaki deepfocus ve highkey gibi tekniklerle anılan, ışık kullanımındaki yenilikçi yaklaşımları nedeniyle sinema tarihinin en önemli kameramanlarından sayılan ABD’li GreggToland yapmıştır.
Amerika Birleşik Devletlerinin basın duayenlerindenHearts’ın hayatını irdeleyen OrsonWelles’in henüz 25 yaşındayken çektiği 1941 yapımı Yurttaş Kane filmi, gösterime ilk girdiğindeson derece az sayıdaseyirci tarafından izlenmiştir.
Film izleyenler üzerinde, karanlık sahnelerle, yorucu diyaloglarla dolu ağır bir film etkisi yaratmıştır. Bu da filmin ticari olarak tam bir fiyaskoya dönüşmesine neden olmuştur. Ancak filmin anlam bakımındaneleştirmenler ve seyredenler arasında irdelenmesi, kritiklerinin sıkça dile getirilmesi, hakkında değişik yorumlar yapılması filmi izlemeyenler üzerinde merak etkisi uyandırmış ve Yurttaş Kanezamanla çok sayıda insana ulaşmıştır.
Böylece film üzerindeki ALIMLAMA ( eserin ve üslupların okurlar, izleyiciler tarafından nasıl yorumlandığına ve okur ya da izleyicide ne gibi değişiklikler yarattığına ilişkin genel kanı) etkisi de değişmiştir.
Önce de söylediğim gibi, OrsonWellesYURTTAŞ KANE adlı filminde Amerikan Basınının Sedat Simavi’si olarak adlandırabileceğimiz (1863-1951 tarihleri arasında yaşamış olan) 1887’de babasının sahibi olduğu SanfiranciscoExaminer gazetesini devralan daha sonra da, 1895’de New York MorningJornal gazetesini satın alarak trajını 77000’den, bir milyona çıkaran basın imparatoru William RrandolphHearst’ın sıra dışı hayatını anlatmıştır.
İşin ilginç yanı 25 yaşında bir adam düşünün, ilk defa film çekecek ve o film dünya sinema tarihinin en iyi filmi olarak birinci sıraya yerleşecek. Pekiyi bu filmi bir numara yapan özellikler neydi?
İlk sebebi tabii ki OrsonWelles’in sıra dışı kişiliği ve kişiliğinin tüm farklı yanlarını yaptığı her işe yansıtma isteği idi. Bu özelliği onun, Hollywood film stüdyolarının, kalıplaşmış stüdyo sisteminin ve sinematografi anlayışının dışında kalacak olan Yurttaş Kane’i çekmeyi hayal etmesine neden oldu. Evet, Yurttaş Kane, Amerikan Hollywood film sisteminin dışında çekilen ilk filmdir.
Film,sisli, karanlık bir mekânla, girilmez yazısıyla ve kafesin içindeki maymunlarla başlıyor. İlk görüntülerde bile insanın var olma kudretini azaltan temalarla karşılaşıyoruz. Yani filmin karamsar bir film olduğunu, henüz birinci sahnesinde dile getirmiş OrsonWelles.
Yurttaş Kane, realizmi andıran unsurlarının fazla olmasına karşıntam anlamıyla gerçekçi bir film değildir çünkü filmde kullanılan açılar, bazı sahnelerdeki kamera hareketleri, ışıkların kullanımı, en önemlisi de,filmin içindeki JerryThompsonisimli karakterinkameranın yakın çekimiyle el yazmalarını okuyarak anılara yolculuk başlatması(ki bu sahnede karlı bir kış günü kahramanın çocukluk yıllarına gidiliyor) bize filmin tümüyle realist olmadığını kanıtlıyor.
Şu da çok mühim bir husustur ki, film Yurttaş Kane’nin değil, onun evlat edinilme işlerini yürütenkişinin el yazmalarında (günlüğünde/anılarında) anlatılanların sahnelenmesiyle oluşuyor. Film psikolojik bir film gibi görünse de, o dönemin Amerikan kültürünü gözler önüne sermesi nedeniyle dışavurumcu yanları da bünyesinde barındırmaktadır. Yaniiçsellik ve dışa vurumculuk film boyunca aynı anda birbirine paralel olarak irdelenmiştir.
Flashback dediğimiz hikâyede geçmişe doğru akma tekniği yine bu film ile hayatımıza girmiştir.
Filmde kullanılan açılar da muhteşemdir. Yönetmen Kane’nin evlatlık edinilme sahnesinde hiçbir kesme işlemi yapmaksızın 3 açıyı birden aynı anda ve aynı karede kullanmıştır. Dış mekânda Kane karın içinde oynamaktadır, evin içinde iki adam (babası ve onu evlatlık işerini takip eden kişi) ve en öndeki yakın açıda ise annesi evrakları incelemektedir. Bu sahne sinema tarihinde 3 farklı zamanı (kahramanların 3 farklı dünyasını) aynı kare içinde gösteren ilk örnektir.
Tüm bu özelliklerinve benzerlerinin bir araya gelmesiyle dünya sinema tarihinin geçmişten günümüze bir numaralı filmi olarak anılıyor olması ve en değerli sinema eseri olarak kabul görmesi,kült sınıfına girmesi elbette ki hak edilmiş bir unvandır film için.
ÇekimlerdeKane’nin annesi ile ilgili sahnelerde annenin kameranın sürekli yakın planında olduğunu, diğer unsurların onun arkasında yer aldığını görüyoruz. OrsonWellesbu ön plan temasını, psikolojik dil olarak kullanmış ve izleyiciye, Kane için annesinin ne denli önemli olduğu hissini bu yolla aktarmış.
Filmin daha başında Charles FosterKane’nin ölümüne ve ölürken söylediği son kelimeye şahit oluyoruz yani “Rosebud”a.
Yoksulluğuna karşın mutlu yaşadığıortamdan, zengin bir aileyeevlatlık verilerek kopartılan Kane, yetişkin bir birey olduğunda Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir insan haline geliyor.
Oldukça popüler olan sosyal hayatı ve zenginliği nedeniyle insanların ilgisini çeken Kane karakterinin, son nefesinde söylediği “Rosebud” kelimesinin ne anlama geldiği herkesçe merak ediliyor. Filmin bilmecesi de bu sözcük zaten. Onunla çalışan, onu seven, onun hayatına giren herkesle konuşarak, hayatını didik didik ederek bu sözcüğün Kane için neyi ifade ettiğini araştırmaya başlıyor basın mensupları ve içlerinden birisi şöyle diyor:
“Rosebud, ölü ya da diri… Büyük ihtimalle basit bir şey çıkacak”
Bu cümle ile bilmecenin cevabı da kısmen verilmiş oluyor filmin başında. Fakat seyirciler de tıpkı filmin kahramanları gibi “Rosebud”un gizemi hakkında sürekli artan bir merak içinde bırakılıyorlar.
Film boyunca Kane’in hayatını, başarılarını, kaybedişlerini hep başkalarından dinliyoruz. Bu da seyirci ile Kane arasına uzaklık koyuyor. Diğer yandan; Kane’in o kadar büyük bir serverete sahip olmasına rağmen sadece küçük bir gazeteyle işe koyulması ve ezilenlerin, işçi sınıfının sesini duyurma, halkın dikkatinden uzak tutulan ya da belirli bir kesimin halka vermediği olayları, halka gösterme, anlatılmayanı herkesle paylaşma çabası Kane’niniçindeki yüksek idealizmi ve geçmişinden gelen mutsuzluğunu bu yolla bir nebze olsun giderme çabasını aktarıyor.
Çok parası olmasına, çevresindeki kalabalıklara karşın tutunacak hiçbir şeyinin olmaması ana karakterin ruh halini olabildiğince aşağıya çekiyor. Film, senaryosu açısından da öncü ve mükemmel bir örnek. Charles FosterKane’nin ruh haline ilişkin şu diyalog filmin en dikkat çekenleri arasında gösterilebilir:
– Paradan hep boğulacakmışım gibi hissederdim. Biliyor musun bayRawlston bu kadar zengin olmasaydım, gerçekten büyük bir adam olabilirdim.”
– Sizce değil misiniz?
– Bence bu koşullar altında gayet iyi idare ettim.
– Ne olmak isterdiniz?
– Nefret ettiğiniz her şey…
Konuşmalardan da anlaşıldığı üzere FosterKane hala mutluluğu yakalayamayan birisi. Her insanın takılı kaldığı bir yaşı vardır belki de…
O yaştan sonra hiç büyümediği ve üzerinden kaç yıl geçerse geçsin o yaşın güzelliklerinden, mutlu anlarından ruhunu sıyıramadığı, içinde bulunduğu şimdiki zamanla,takılı kaldığı o yılı harmanlayamadığı bir yaşı. Ve bu yaş genellikle en mutlu olduğumuz döneme aittir. O dönemin, o yaşın nabzınınbüyük bir travmayla durması, insan ruhu için birçok şeyden daha öldürücüdür.
İşte Kane’nin başına gelen de tam olarak budur. İki evlilik yapmıştır. İkinci evliliğini yaptığı, tek hayali şarkıcılık olan eşi Susan Alexander için Chicago Şehir Operasını inşa etmiştir. Olmak istediği kişi olamadığını düşünen Kane’nin, insanın kendisini gerçekleştirme arzuna duyduğu saygı bu davranışıyla da karşımıza çıkıyor.
Kane, öz tercihinin dışında yaşamak zorunda bırakıldığı seçilmiş hayata tutunmak için geçmişindeki en sevdiği objeyle yani Rosebud adındaki kar kızağı vebembeyaz bir kış günü evinden ayrılışını hatırlatan kar küresiyle güçlü bir bağ kuruyor.
Amerikan rüyasını gerçekleştirmeyi başaran bu denli zeki ve atılgan, tercihlerinde imkânsızı mümkün kılan Kane’nin, ölürken elinde tuttuğu kar küresine bakarak söylediği ve herkesçe hayatının sırrı, tüm kapıları açan sihirli anahtar olduğu düşünülen son sözünün(Rosebud) anlamı asla çözülemiyor.
Ve Rosebud yani Kane’nin hayatının kayıp yapboz parçası yüzlerce, belki de binlerce işe yaramaz diye düşünülen ve ateşe verilen eşyasının arasında, bir işçi tarafından farkında olmaksızın diğerleriyle birlikte yakılıyor…
OrsonWelles’in henüz 25 yaşında güçlü bir senaryo, iyi bir oyuncu kadrosu ve kameramanla daha önce hiç denenmemiş tekniklerle çektiği Yurttaş Kane filmi, kendinden sonraki filmlere öncülük eden kült bir film olması yanında, sosyoloji ve psikoloji bilimi açısından da doğru bakış açılarının dile getirildiği bir başyapıttır ve tek seyirlik bir film değildir…
OrsonWelles’e saygıyla…
Nesrin AYDIN









