MERHABA MARJİNAL KADIN

  • Yazının Tarihi: 30 Ekim 2017
  • Yazar: Zekiye Doğan
  • Bu yazı 1.146 kez okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
MERHABA MARJİNAL KADIN
Sevgili okurlarım merhaba, süpermarketten erzak alıyorum. Mahallemizden bir bayan arkadaşla birbirimize gülümseyerek gözlerimizle merhabalaştık. Geçip gitmedi ve: “Merhaba Marjinal kadın. Bisikletinle Atatürk Bulvarından geçiyorken seni ara sıra görüyorum ve sana bayılıyorum.” Dedi.
Marjinal olmanın birkaç anlamı vardı. Bir tanesiyse toplumdan ayrı yaşamaktı ve toplum yaşantısını kabul etmemekti. Oysa ben Ana-vatanımın Ayşe’siyim Fatma’sıyım Ali’nin Veli’nin ablasıyım teyzesiyim halasıyım. Mozaik vatanımın tek bir çakıl taşına dokunacak olanın karşısındaydım. Güzel kadına dönerek: “Marjinal kelimesi bana ne kadar yakışıyor bilmiyorum, ama benim duruşum yıllarca hiç değişmedi. Başkalarına özenmeden taklit etmeden daim olduğum gibi hep böyleyim.” Dedim.
Yaşça benden epeyce ileri olan hanımefendinin aslında farklılıkları seven birisi olduğu yüzünden gözlerinden okunuyordu. “Lütfen Marjinal kelimesini yanlış anlamda kullanmadım olduğunuz gibi göründüğünüzden dolayı söyledim. Marjinal olmak size yakışıyor. Bu ülkede keşke herkes olduğu gibi görünseydi çok şeyi değiştirebilirdik. Değişen dünyada değişmekte direnen bütün dengeleri bozan bazı insanların karşısında dengeyi dengeleme yolunda emek sarf eden insanlar çoğalmalı.” Dedi.
Bu sözler karşısında yaşı ilerlemesine rağmen güzel bakışlarını yitirmemiş olan ülkemin ilerlemesini gelişmesini yürekten arzu eden hanımefendiyi hayranlıkla seyrettim: “Ülkemde yaşanan olumsuzluklara tabi ki, üzülüyorum. Çocukluğumdaki köyüm illerimiz ilçelerimiz eskiye nazaran çok daha ilerledi. İleri görüşlü insanlarımız çoğaldığı sürece geçmişimizle geleceği nesillerimize aktardığımız sürece istediğimiz seviyeye birlikte ulaşacağız bunun içinse biraz emek biraz zaman gerekiyor.” Dedim.
Her şeyi zamana bırakmanın doğru olmadığını düşünen güzel kadın: “Kaç yıl daha beklemeliyiz ki, istediğimiz seviyeye ulaşalım. Hata üzerine hatalar yapılıyor. Ülkenin hali ortada açlık sınırına yaklaştık. İnsanlar istediğini alamıyor. Çocuklarını istediği okullarda okutamıyor. Parasızlık pahalılık aldı başını gidiyor. Sizin için sorun yok Avrupa’dan maaş alıyorsunuz.” Diyen güzel kadının son sözleri anamın bize harcadığı emeklerini hatırlattı.
Acıktığımızda fazla seçeneği olmayan anam bize koyun sütünden un çorbası yapmıştı. Parasızken taşlarını elleriyle ayıkladığı tarladan çıkan buğdayla taş değirmende un bulgur sarmalık düğür kıltır yarma yapıyordu. Koyun ve inek sütünden yoğurt ayran kaymak yağı peynir çeşitleri yapıyordu. Bahçesinde sebze meyve yetiştiriyordu. Koyunyününden döşek yorgan yastık eğirip halı kilim çuval heybe torba dokuyordu. Su ihtiyacımızı kuyudan çeşmeden taşıyordu. Mutfakta kullandığı bakırları yıllık kalaylatarak yıllarca tekrar kullanıyordu. Eski giysilerimizi ince dilip topaçlar yapıp pala çuval dokuyarak
içinde kışa harmandan kalkan nohut arpa buğday saklıyordu. Okuma şansına nail olmadığından çocuklarını kendi diktiği beyaz yaka siyah önlükle sevgisini katarak okula yolluyordu!..
Beni  Ana-vatanımın en lüks restoranına götürseler anamın koyun sütünden yaptığı un çorbasını hiçbir yemeğe değişmem değişemem!..
Avrupa’dan maaşımı anamın verdiği emekler gibi yıllarca emek harcayarak alın terimle kazandım. Eğer ki, Avrupalı Türkler gibi ülkemizde gocunmadan okuyan ya da okumayan herkes kendi bildiği işi yapsaydı dürüst kazanç sağlamayı öğrenseydi öğretseydi pek çok şey değişecekti. Altın değerindeki anavatan topraklarında pırlanta değerindeki gençler bu ülkeyi nerelere götürürdü hayal dahi edemezsiniz. Parmakla parçalayarak suçlu aramak yerine bizi temsil edecek olan neslimize her konuda öğretmen olmak örnek olmak zorundayız. Gelecek nesillerimiz adına dünyaya hayata bakış açımız, zorunluluğumuz, sorumluluğumuz işte tamda buradan tabandan başlıyor!..
Sevgi ve saygılarımla Zekiye Doğan
  1. 30 Ekim 2017 

Bir Yorum Yazın